Anfisa Zinyeddin

Narin, Seni Unutmayacağız!

Anfisa Zinyeddin

Sonbahar yağmuru yağıyordu. Yağmur da, Narin de ağlıyordu. Beyaz gelinlik giymişti Narin. Abisinin düğün olduğunu düşünüyordu, ama annesi, babası, okul arkadaşları, kimse yoktu yanında. Her taraf gül çiçekleri, çaylar, nehirler akıyor, beyaz güvercinler daldan dala uçuyordu. Şarkılar söyleniyor, aynı boyda kız çocukları gelinlikleriyle dolaşıyordu. Bu nasıl bir düğün? diye düşündü Narin. Herkes yoktu! Abisi ve gelin de yoktu!

Sonra, başına gelen olayları hatırladı Narin. O gün Kur'an kursundan erken çıkmıştı. Arkadaşları, "Narin, hadi oynayalım, eve gitme!" demişti. Narin, "Ben çok acıktım, eve gideceğim," diyerek arkadaşlarından ayrılmıştı. Saat 15:15 gösteriyordu. Eve girdiğinde kötü bir görüntüyle karşılaştı. Gözlerine inanamadı. Bağırmak istedi, ama maalesef bağıramadı. O anda olanlar oldu. Narin'in ağzına ve boynuna, ilan gibi sarmış bir çift eller vardı. Küçük elleriyle kendini kurtarmak için savaşan Narin, nefes alamıyordu. Maalesef annesi de ona yardım edemiyordu, sadece, "Ne olur yapma!" diye bağırıyordu. Narin, yaşadığı dünyadan, çok sevdiği kişiler tarafından koparılmıştı. Artık Narin'in ruhu, bedenini terk edip göklerdeydi. Narin, cansız bedeniyle, kadarcasına davrananları, bedenini hiselere ayırarak çuvala koyup, köyün yakınlarındaki Eğertutmaz Deresi'nin içine atmaya çalışan kişileri ve tüm olayları göklerden izliyordu. Bir şey yapamıyordu, çünkü başka bir dünyadaydı. Melek olmuştu, meleklerin içinde cennetteydi.

Narin, bir anlık durduğu mekândan kelebek olup, 8 yaşına kadar yaşadığı evin açık camına yaklaştı. Ailesinin, annesinin ve herkesin konuştukları yalanları duydukça üzülüyordu.

"Ah annem, ah! Hani bana patates kızartması yapacaktın? Hani abimin düğününde gelinlik giyecektin? Bari doğruları söyle, rahatla! Ben de rahat olayım. Ben 'Melek' oldum, cennetteyim. Sizi İlahi adalete bırakırım. İlahi adalet, tüm adaletlerden üstündür. Bunu unutmayın!" diye düşündü.

Narin, ağaç dibinde oturan, gözyaşı döken babasına yaklaştı. Çok üzgündü. Babasının yanaklarından gözyaşları süzülüyordu. Narin, babasının önüne geçti: "Ağlama baba! Ben buradayım. Ben geldim!" dedi. Babasını kucaklamak, öpmek istedi. Ama babası Narin'i görmüyor, ağlamaya devam ediyordu. Babası, sağ ciğerine konan sarı-yeşil renkli kelebeğe bakarak, "Narin, kızım? Bu sen misin? Beni affet, seni koruyamadım!" dedi ve iki eliyle yüzünü kapatarak ağlamaya başladı.

Narin, kurduğu hayalleri, yeni aldığı kitapları, okul çantasını, kıyafetlerini, okul arkadaşlarıyla yaptığı planları, sevdiği, güvendiği tüm kişileri, her şeyi Devşantepe köyünde bir mezara gömülerek ebedi kalacak olan cennete döndü. Devşantepe köyünün sokaklarında hatıra kalmış Narin'in ayak izlerini, Çenet Nehirlerine götürmek için sonbahar yağmuru yağmaya devam ediyordu.

Yazarın Diğer Yazıları