Tuğrul Emre Kaya

Ramazan Koli Lobisi

Tuğrul Emre Kaya

Ramazan ayı geldiğinde, ister istemez bir nostalji hali oluşur. Kuyruk ve kuyruk sırasından nefret edenlerin, pide kuyruğunda uzun sıralar oluşturduğu ve bunlardan keyif aldığı bir dönem başlar. Öğün atlamadan duramayan, rejim yapamayanların bile akşama kadar açlık hissetmeden ve daha enerjik bir şekilde geçirdiği bir aydır. Çay ve kahve keyfi olmadan huzursuz olan, güne başlayamayanların, tüm gün huzur içinde geçirmesi, Ramazan’ın getirdiği bir başka güzelliktir. Dostlarla ve sevdiklerle her akşam iftar açma isteği, Ramazan’ın gelişiyle heyecanlanma, ortasında sıkılma ama sonunda gidiyor diye hüzünlenme… Tüm bunlar, ağzından, elinden, dilinden ve gönlünden çıkacak her şeye dikkat edilmesi gereken, keşke her ayın Ramazan gibi geçse diye hissedilen bir aydır Ramazan.

Ramazan gelince, koliler de gelir malum. Hemen hemen her markette görebileceğimiz yılbaşı sepetlerinin birkaç eksik ve bakliyat fazlasıyla Ramazan kolisine dönüşmesi gelenek halini almıştır. Ancak, yine bencilce bir düşünce ve hareket tarzıyla yoksullara şöyle denir: “Sen bakliyat ve makarna ile doyarsın, bu malzemelerin dışına çıkma. Tatlı olarak Kemalpaşa’dan şaşma. Et için kurbanda dağıtacağımız günü bekle.”

Ramazan ayında bile yardım adı altında yapılan bu bencillik ve ego tatmininin, aslında kalp kırmaktan başka bir hayrı yoktur. Bu geleneği, hangi törenin gereği olduğuna dair tam bir fikrim yok. Ancak, sanırım seçim zamanı Ramazan ayına denk gelen yıllarda bir siyasi partinin çıkardığı bir gelenek olabilir diye düşünüyorum.

Sosyal medyada bakıldığında, bir koli peşinde 10 kişi vardır. Tören edasıyla koliyi teslim ederken, fotoğrafı çekenler bir yandan da sosyal medyaya yetişme derdindedirler. Diğer bir kısımda ise, başkanlarına göndermeler yapılmaya çalışılır. Fotoğraf çekmek, acaba daha ne kadar kırar, ne kadar rencide ederim diye mi düşünülüyor, bilemiyorum. Ancak artık bu yardımın iyi niyeti yok, bunu biliyorum.

Koli işini biraz araştırıp geçmişine dönersek, işin içinden kesin bir çapanoğlu çıkar. Çapanların oğlu çıkmasa, belki FETÖ çıkar. En nihayetinde, kesin bir lobi vardır bu işin içinde. Sadece kapitalist bir sistemin düzeni demek, fazla iyi niyetli bir yaklaşım olur. Araştırıp fazla derine inmediğim açık kalan konulardan birisi de FETÖ’nün emanet olarak dağıttığı paralardır. Darbeden 2 veya 3 yıl önce, kayıt dışı dağıtılan ve iş adamları ile şirketlere elden teslim edilen o kayıt dışı paralar… Emanetçilerin birden zenginleştiği, araba, kat, yat, malikânelerin alındığı ve yeni yatırımların, şubelerin birden türediği o yıllar fazla araştırılmadı veya derinlemesine incelenmedi. Sonuçta üstü kapatılan bir konu olarak kalsa da, arada kaynayacak olan o bizim Ramazan kolilerimiz, işte o yıllarda üreten, dağıtan, yapanların aynı FETÖ ekibinden olduğunu söylesem, sanırım konuyu biraz akıl yürüterek çözebilirsiniz. Mesela her kolide ayçiçek yağı orkideydi.

Neyse, ben önerimi yapmak isterim. Şöyle olamaz mıydı mesela; kebapçı, pideci, ev yemekleri vs. gibi bir mekândan kart çıkartıp dağıtılabilir miydi? Yardım edilen o insanlar, pide, kebap ya da istediği yemeği yiyebilirlerdi, değil mi?

Ya da illa Ramazan’da açlıkla imtihan olmak mı gerekiyor? Kıyafet, ayakkabı, fatura ve nakit desteği verilemez mi? Pek tabii ki verilebilir, ama rantın ve her alanda lobimizin olduğu bir ülkede, bu pek de mümkün gözükmüyor, değil mi?

En önemlisi, yardım silsilesine ve sırasına uyuyor muyuz? En önemli nokta da budur. Anaya, babaya, yakınlara, öksüzlere, yoksullara, yolculara...

Yazarın Diğer Yazıları

Çerez Bildirimi

Sitemizde, daha yüksek bir kullanıcı deneyimi sunmak ve deneyimlerinizi kişiselleştirmek amacıyla, Gizlilik Politikası, Çerez Politikası ve KVKK Aydınlatma Metni sayfalarında belirtilen maddelerle sınırlı olmak üzere ve ilgili yasal düzenlemeler çerçevesinde çerezler kullanıyoruz.