Çizgisini bozmadığı için,
Tüm organları ahenkle hareket edip, oynamadığı için.
Batan ve iflas eden üye şirketlerinin sayısı, bir amaç uğruna bir araya geldiklerini iddia ettikleri iş adamları derneklerinden az olduğu için,
Renklerini açıkça belli ettikleri için,
Korkak, pısırık olmadıkları ve ‘’ne derler?’’ Demedikleri için.
Şu bir gerçek ki; İslami camia dik duramadı hiçbir zaman. Hele ki parayı bulup, kendi yolunu çizdiği zaman herkesle bir diyalog kurma peşine düştü.
Hani Necip Fazıl demişti ya, ‘’Müslümanlık; kalpte ve dinde namütenahi ihlâs ve samimiyet; işte, muamelede sonsuz doğruluk; düşmana karşı harekette de gayet ince bir tedbir dehâsı ve siyaset demektir.’’ Buradaki ölçüyü ve yeri karıştırdılar. Kalplere para, ihtiras, hırs ve şehvet. Muamele kısmı yağlama, cilalama. Düşmana karşı mütevazi, şirinlik. Müslümana karşı siyaset anlayışı olan bir ekip, siyaset ve dernek ile TÜSİAD ile mücadele edemezsiniz.
90’lı yıllarda 3 arkadaş vardı aynı lisede, aynı sınıfta okuyan. Hayalleri, prensipleri ve idealleri olan o 3 genç ileride zengin iş adamı olacak, üretecek, istihdam sağlayacak ve ülkesine, çevresine faydalı idealist birer iş adamı olacaklardı. Gençlerden birisi önce siyaset dedi, diğeri önce eğitim, öbürüde erken yaşta iş hayatı dedi.
İmam Hatipli o gençlere karşı bir de imam hatibin aşağısında olan kolejde de onlara rakip olan, pek de iyi geçinemedikleri 3 genç vardı. İdealler aynı, yollar farklı ama amaçlar aynıydı. Tek ortak mekânda, bir bilardo salonunda haftanın belirli günleri denk geliyorlar ve birbirleriyle atışıp, hararetli tartışmalar yaşıyorlardı. Bir taraf diğerine imamlar, diğer tarafta diğerine burjuva diye takılıyordu.
Hikâye uzun, yaşanmışlıklar ve maceralar çok. Günümüze ışık tutacak çok da dersler var. Belki ileride bir kitap olacakta çıkarabilirim. Direk sonuca gelecek olursam, o bilardo salonunun sahibi aynı zamanda gençleri kötü alışkanlıklardan da koruyan Salih dayı bir gün çok müşkül bir durumda, torunu için hiçbir zaman kimseye el açmayan o izzeti nefs sahibi adam, utana sıkıla borç istemiş idealist 6 iş adamından.
İmam Hatipte okuyan Siyasetçi iş adamı genç telefonlara cevap vermemiş, danışmanları geri dönüş yapmamış. Üniversite okuyup mühendis olan imam hatipli genç ise yurtdışında olduğunu, dönünce arayacağını söylemiş ama bir daha aramamış. Direk ticarete atılan imam hatipli genç ise çekler, senetler, sepetler derken Salih dayıyı sepetlemiş.
Diğer burjuvazi dedikleri gençler ise, kuralları sert bir ticaret anlayışı yanında prensiplerine göre Salih dayıya borç vermişler ama senet yapmışlar. Senet zamanı gelince, Salih dayı parayı hazırlayıp geldiğinde ise senedi yırtıp, parayı almamışlar.
Tek bir sebebi varmış o hareketin, bilardo salonunda imam hatipli gençlerden öğrendikleri “Allah’a güzel bir borç verip de (Allah’ın) ona kat kat fazlasını vereceği o (bahtiyar) kimdir? Allah, (rızkı) daraltır ve genişletir. O’na döndürüleceksiniz.”
‘’Kim Allah’a güzel bir borç verecek olursa, Allah onu kat kat fazlasıyla kendisine geri ödeyecektir. Allah, geçimliğinizi ve iç dünyanızı bazan olur sıkar daraltır, bazan olur açar genişletir. Zaten siz, eninde sonunda yalnız O’na döndürüleceksiniz. Bakara Suresi/245’’ ayetleriymiş.
Kolejliler TÜSİAD’ı oldu, İmam Hatipliler kendi iş adamı derneklerini kurdular. İdealle yola çıktıkları yolda parayı buldular. Şimdi iyilik için ‘’bana ne faydası olur?’’ kaygısıyla ve ‘’ya borcunu ödemez ise’’ diyerek müşkül durumdaki MÜSLÜMAN !!! Kardeşinin telefonlarını açmayan, ay sonu, ay başı bahaneleriyle avutan bir nesil oldular.
Peki soruyorum, yola çıktıklarını, yolda buldukları ile değişenler, aynı saftaki kardeşim dediklerine samimi olmayanlar, bu savaşı kazanabilir mi? TÜSİAD’ı yenebilir mi? TÜSİAD dün neyse oydu, peki siz? Bir dönün bakın aynaya, ne hale dönüştük diye. Ama dev aynasına değil…